Türkiye genelinde online eğitimÜcretsiz seviye analizi ›

Öğrenme Rehberi

Özel dersin asıl işi ders arasında yapılır

29 Ağustos 2026 • 8 dk okuma

Özel ders alan bir öğrencinin haftası şöyle görünür: bir buçuk saat ders, yüz altmış altı buçuk saat ders dışı. Yani öğretmenle geçen süre, haftanın yüzde birinden azdır.

Buna rağmen çoğu aile ilerlemeyi ders saatiyle ölçer: “haftada iki gün alsak daha hızlı ilerler mi?” Bazen ilerler. Ama ders arasında hiçbir şey yapılmıyorsa, haftada iki ders de haftada bir ders kadar az iş görür — çünkü ikisinin arasındaki boşluk aynı şekilde boş kalır.

Bu yazı, o altı günü kurmakla ilgili. Öğrenciye yeni bir program dayatmıyor; ders ile ders arasını birbirine bağlayan üç bağlantıyı tarif ediyor.

Bağlantı 1: Dersten çıkınca 20 dakika

Bir dersin en kırılgan anı bittiği andır. O anda öğrenci konuyu biliyordur — ama bu bilgi henüz kendisinin değil, öğretmenin desteğiyle ayakta duran bir bilgidir.

Ders bittikten sonraki 20 dakikada yapılacak tek bir iş vardır: derste çözülen sorulardan ikisini, deftere bakmadan yeniden çözmek. Bakmadan. Takılırsa deftere bakar, sonra kapatır ve baştan başlar.

Bu 20 dakika, ertesi gün yapılacak bir saatlik tekrardan daha fazla iş görür. Sebebi basittir: bilginin en çok kaybolduğu aralık ilk birkaç saattir; o aralıkta yapılan tekrar en yüksek getiriyi verir.

Bağlantı 2: Haftanın ortasında “tıkanma listesi”

Öğrenciye ödev verilmiştir ve öğrenci çalışırken bir yerde takılır. Burada iki senaryo var:

Birincisi, en yaygın olanı: öğrenci takılır, o soruyu atlar, çalışmaya devam eder ve bir sonraki derse kadar unutur. Ders geldiğinde öğretmen konuyu ilerletir, takıldığı yer hiç konuşulmaz.

İkincisi ise şudur: öğrenci takıldığı her soruyu tek bir yere not eder — soru numarası ve tek cümlelik “nerede takıldım”. Not almak çözmek değildir, üç saniye sürer. Ama bir sonraki dersin gündemini artık öğretmen değil, o liste belirler.

Bu küçük alışkanlık, özel dersi “konu anlatımı” olmaktan çıkarıp gerçekten kişiye özel bir derse dönüştüren şeydir. Öğretmenin tahmin etmesi gereken şeyi öğrenci ölçmüş olur.

Bağlantı 3: Dersten bir gün önce, 30 dakika

Bir sonraki dersten önceki gün, öğrenci hafta boyunca çalıştığı konudan kendisi için üç soru seçer: biri rahat çözdüğü, biri zorlandığı, biri hiç çözemediği.

Derse bu üç soruyla gelir. Ders bu üç soruyla başlar.

Bunun etkisi, öğretmenin “bu hafta nasıl geçti?” sorusuna alınan “iyiydi” cevabıyla kıyaslanamaz. Öğretmen ilk beş dakikada haftanın gerçek fotoğrafını görür ve dersin geri kalanını ona göre kurar.

Ödev miktarı hakkında

Veliler sık sorar: haftada kaç soru çözmeli?

Sayı, sanıldığı kadar belirleyici değil. 200 soruyu çözüp hiçbirinin yanlışına bakmayan öğrenci ile 60 soruyu çözüp her yanlışını sınıflandıran öğrenci arasında, ikincisi neredeyse her zaman öndedir.

Yine de bir referans isteniyorsa: bir haftada, işlenen konudan çözülüp kontrol edilebilecek kadar soru. Kontrol edilemeyen soru çözülmemiş sayılır. Ödev planlanırken sorulacak soru “kaç soru?” değil, “bu soruların yanlışlarına bakacak zaman var mı?” olmalıdır.

Velinin rolü: takipçi değil, düzen kurucu

Ders arası konuşulduğunda velinin ilk aklına gelen şey kontrol olur: ödev yapıldı mı, kaç soru çözüldü, defter dolduruldu mu.

Bu, çoğu evde işe yaramaz. Sebebi basit: kontrol edilen öğrenci, çalışmayı kendi işi olarak değil, velisine karşı bir yükümlülük olarak görmeye başlar. O andan sonra hedef öğrenmek değil, kontrolü geçmek olur — ve çözülen soru sayısı artarken öğrenme düşer.

Velinin ders arasında yapabileceği üç şey var ve üçü de kontrol değil:

  • Zamanı korumak. Çalışma için ayrılmış saatin bölünmemesini sağlamak, en somut katkıdır. Bu, hatırlatmakla değil, o saatte evin ritmini ona göre kurmakla olur.
  • Ortamı kurmak. Masa, ışık ve telefonun başka bir odada olması, “daha çok çalış” cümlesinden fazlasını yapar.
  • Sonucu değil, süreci sormak. “Kaç soru çözdün?” yerine “bu hafta en çok neye takıldın?” Bu soru hem baskı kurmaz hem de tıkanma listesinin doğal olarak konuşulmasını sağlar.

Bir de yapılmaması gereken bir şey var: öğretmenin planına paralel ikinci bir program kurmak. Ek kaynak, ek kurs, ek soru bankası; iyi niyetle yapılır ama öğrencinin haftasını böler ve iki plan da yarım kalır. Ders arası bir tane plana ait olmalıdır.

Peki bunlar yapılmazsa?

Ders yine de bir işe yarar. Öğrenci konuyu ilk kez düzgün bir anlatımla duyar, sorularını sorar, dersin içinde ilerleme hisseder.

Ama sonuç yavaşlar. Çünkü her ders, bir önceki dersin unutulmuş kısmını yeniden anlatmakla başlar. Üç ay sonunda geriye bakıldığında ders sayısı yüksek, ilerleme düşük görünür — ve genelde bu noktada öğretmen değiştirilir. Oysa değişmesi gereken öğretmen değil, ders arasıdır.

Toplamı

Üç bağlantının toplamı haftada yaklaşık bir saattir: dersten sonra 20 dakika, hafta ortasında birkaç dakikalık not, dersten önce 30 dakika. Bir saat.

Bu bir saat, ders saatinin kendisinden daha belirleyicidir — çünkü dersi bir etkinlik olmaktan çıkarıp bir sürecin parçası hâline getiren tek şey odur.

İlk adım ücretsiz.

Yöntem güzel; birlikte uygulamak daha güzel.

Yazıdaki yaklaşımı kendi programına nasıl uygulayacağını ücretsiz seviye analizi görüşmesinde birlikte planlayalım.